50,2002 %-0.1
6.375,38 % -0,30
4.121.480 %-0.247
Ara
kibrisemlakhaber Gündem Barrack Kıbrıs Türk Halkını Hedef Alıyor

Barrack Kıbrıs Türk Halkını Hedef Alıyor

Kıbrıs meselesi, son dönemde yeniden Washington’ın gündemine oturdu. Tom Barrack, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi olarak yaptığı açıklamada, Amerika’nın Yunanistan ile Türkiye arasında yeni bir bölgesel düzen kurma arayışında olduğunu ve aynı zamanda “Kıbrıs’la ilgili apseyi” iyileştirme isteğini dile getirdi. Bu durum, ABD’nin Kıbrıs’a yönelik ilgi ve politikalarının yalnızca dostça bir arabuluculuk çabası değil, aynı zamanda yeniden yapılandırılmış bir güç dengesi arayışının göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Ancak, bu durumun Türk tarafı açısından ne anlama geldiğini anlamak için ABD’nin Kıbrıs konusundaki geçmişine göz atmak gerekiyor.

ABD’nin Kıbrıs Politikası ve Tarihsel Arka Plan

Washington’ın Kıbrıs’a dair politikaları, 1960'lardan bu yana belirli bir çizgide ilerlemiştir. 1963 yılında yaşanan Kanlı Noel olayları sırasında Türk toplumuna yönelik saldırılar devam ederken, ABD yönetimi bu saldırıları durduracak herhangi bir caydırıcı adım atmamıştır. 1974 yılındaki Barış Harekâtı sonrası Türk tarafına ağır bir silah ambargosu uygulanmış, Rum tarafına yönelik ambargo ise kısmi olarak hayata geçirilmiştir. Bu süreçte, Türk askerinin meşru müdahalesi “işgal” olarak nitelendirilmiş ve Rum lobisi Washington’da destek bulmuştur. 1990'lardan sonra ABD, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) Avrupa Birliği’ne katılımını destekleyerek, Kıbrıs’ta tarafsızlık ilkesini kaybetmiştir. 2004 yılında gerçekleşen Annan Planı sürecinde, Türk tarafının yapıcı yaklaşımına rağmen Batılı güçler tarafından verilen sözler yerine getirilmemiştir.

Son Dönemdeki Gelişmeler

2010’lu yıllardan itibaren ABD’nin Kıbrıs’taki siyaseti, Doğu Akdeniz enerji paylaşımının gündeme gelmesiyle değişmiştir. Bu dönemde ABD, GKRY ile ilişkilerini stratejik ortaklık seviyesine yükseltmiş ve ABD petrol şirketleri ile birlikte doğal kaynakların çıkarılması ve pazarlanmasında işbirliği yapmaya başlamıştır. Bu bağlamda, ABD önce silah ambargosunu kaldırmış, ardından askeri işbirliği anlaşmaları ve eğitim hibeleri devreye alınmıştır. Böylece Rum yönetimi, ABD’nin askeri olarak desteklediği bir aktör haline gelmiştir. Ayrıca, ABD’nin Larnaka ve Baf üzerinden GKRY’de kalıcı operasyon noktaları kurması ve ortak tatbikatlar düzenlemesi, bölgedeki askeri varlığını pekiştirmiştir. Bu gelişmeler, Kıbrıs’ın güneyini fiilen bir NATO üssü durumuna getirmiştir.

Barrack’ın Açıklamaları ve Türk Halkı Üzerindeki Etkisi

Barrack’ın son dönemde yaptığı açıklamalar, ABD’nin mevcut politikalarını sürdürmeye kararlı olduğunu göstermektedir. Barrack, “Türkiye-Yunanistan arasında köprü olabiliriz” derken, gerçekte Doğu Akdeniz’de yeni bir enerji düzeni kurma mesajı vermektedir. Bu düzenin merkezinde GKRY yer almakta ve ABD, Rum yönetimini askeri ve diplomatik olarak güçlendirmektedir. Böyle bir durumda Barrack’ın Kıbrıs için önerdiği arabuluculuk, Türk halkı için olumsuz sonuçlar doğuracak bir çerçeve sunmaktadır.

Tehditler ve Çözüm Önerileri

ABD’nin Rum yönetimiyle kurduğu askeri ortaklık, iki önemli sonucu beraberinde getirmektedir. Güney Kıbrıs, ABD tarafından korunan ayrıcalıklı bir aktör haline gelmekte ve bu durum müzakere masasında Rum tarafının güçlenmesine yol açmaktadır. Bu gelişmeler, Türk halkının azınlıklaşma riski ile karşı karşıya kalacağı bir denklemi ortaya çıkarmaktadır. Türkiye’ye verilen mesaj ise açıktır: Enerji paylaşımında ve Kıbrıs masasında uyumlu olmalıdır; aksi takdirde baskı artacaktır. Bu noktada, Kıbrıs Türk halkının tek varoluş çizgisi; egemen eşitlik ve iki devletli bir çözüm talebidir. Bu çerçevede, Türk halkının güvenliği, egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözümden başka bir formülle sağlanamayacaktır. Federal çözüm, Türk halkını korumasız bırakacak ve geçmişte yaşanan zulümlerin tekrarı riski barındırmaktadır.

Bütün bu gelişmeler ışığında, ABD’nin Kıbrıs’taki politikalarının Türk halkı üzerindeki olumsuz etkileri giderek daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Kıbrıs Türk halkının kaderi, kendi devletinin iradesinde şekillenirken, egemenlikten ödün vermemek ve iki devletli çözüme sadık kalmak büyük önem taşımaktadır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *