KKTC siyasetinde son günlerde dikkat çeken tartışmalar, Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ile Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu arasında yaşanmaktadır. Bu tartışmalar, Kıbrıs sorunu ile ilgili fikir ve yöntem ayrışmalarını içermektedir. Tartışmanın temelinde ise Kıbrıs Türk halkının geleceği, statüsü ve uluslararası konumu yer almaktadır.
Ertuğruloğlu’nun eleştirileri, müzakere süreçlerinin sonuç üretmemesi durumunda, Rum tarafının “Kıbrıs Cumhuriyeti” statüsünü pekiştirdiğini ve Kıbrıs Türk tarafının görünürlüğünü zayıflattığını vurgulamaktadır. “Masadan kaçmama” yaklaşımı, ilk bakışta diplomatik bir olgunluk olarak algılansa da, çözüm üretmeyen bir zeminde ısrar edilmesi, statükonun tahkim edilmesi anlamına gelmektedir.
Federasyon Modelinin Geleceği Nedir?
2017’deki Crans Montana görüşmelerinin ardından federasyon modelinin fiilen tükendiği yönündeki değerlendirmeler, mevcut müzakere süreçlerinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Egemen eşitlik konusunun masaya konulmadan yürütülen temasların, Kıbrıs Türk halkını zamanla “azınlık statüsüne” itme riski taşıdığına dair uyarılar, dikkate alınması gereken önemli bir noktadır.
Cumhurbaşkanı Erhürman ise eleştirilere genellikle “Ciddiyetle bağdaşmayan açıklamalara yanıt vermem”, “Yok hükmündedir” gibi ifadelerle yanıt vermektedir. Ancak mesele, kişisel bir polemik değil, kamuoyunun bilgi alma hakkı ve şeffaflık meselesidir. Kıbrıs meselesi, kapalı kapılar ardında yürütülecek bir akademik tartışma değil, bir halkın kader meselesidir.
Rum Tarafının Statükosu Neden Korunuyor?
Cumhurbaşkanı Erhürman’ın Rum lider Nikos Hristodulidis ile gerçekleştirdiği ilk başbaşa görüşme, Rum tarafının mevcut statükodan rahatsız olmadığını göstermektedir. “Kıbrıs Cumhuriyeti” unvanının sağladığı uluslararası meşruiyetle hareket eden bir yapı, eşit egemenlik zeminine neden razı olsun? Güven Yaratıcı Önlemler başlığı altında yıllardır verilen sözlerin tutulmaması ve geçiş kapıları ile teknik konularda ilerleme sağlanamaması, bu durumun somut göstergelerindendir.
Burada asıl soru, süresiz ve takvime bağlanmamış görüşmelerin kime yaradığıdır. Diplomasi elbette gereklidir; ancak hedef ve çerçeve olmadan yürütülen diplomasi, karşı tarafın zaman kazanma stratejisine hizmet eder. Ertuğruloğlu’nun “Kıbrıs Türkü’ne zaman ve statü kaybettiriliyor” uyarısı, bu noktada önemli bir işaret niteliği taşımaktadır.
Kıbrıs Türk Halkının Beklentileri Neler?
Anavatan Türkiye ve KKTC hükümetlerinin benimsediği egemen eşitlik temelinde iki devletli çözüm siyaseti ortadayken, federasyon tezinin açıkça savunulmaması ya da savunuluyorsa bunun şeffaf biçimde ortaya konmaması, kamuoyunda belirsizlik yaratmaktadır. Devlet ciddiyeti, eleştiriden kaçmakla değil, stratejiyi net biçimde anlatmakla sağlanır. Kıbrıs Türk halkı, artık “görüşmek için görüşme” döneminin sona ermesini talep etmektedir.
Takvime bağlanmış, sonuç odaklı ve ayrı egemenlik hakkını esas alan bir süreç olmadan masadan çözüm çıkmayacağı açıktır. Aksi takdirde, her yeni tur, Rum tarafının uluslararası statüsünü güçlendirirken Türk tarafının müzakere gücünü aşındırmaya devam edecektir. Kıbrıs Türk halkı, son cumhurbaşkanlığı seçiminde verdiği kararla, Kıbrıs davasının geleceğine verdiği zararı geç de olsa anlayacaktır.