Kıbrıs meselesi, uzun yıllardır süregelen karmaşık bir durumun yansıması olarak, söylemler ile uygulamalar arasında belirgin bir çelişki barındırmaktadır. Güney Kıbrıs lideri Nikos Hristodulidis, Rum yönetiminin esas amacının çözüm değil, mevcut statükonun korunması olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Federasyon vurgusu, uluslararası topluma sunulan bir diplomatik vitrin olarak görünürken, sahada yaşanan gerçeklik, kapalı kapılar ardında yapılan görüşmeler ve zamana oynayan bir siyaset anlayışıdır.
Son haftalarda meydana gelen gelişmeler, bu durumu açık bir şekilde ortaya koymuştur. Rum tarafının Metehan geçiş kapısı ile ilgili gerekli çalışmaları tamamlamaması, 31 Ocak'ta başlayacağı duyurulan Derinya ve Bostancı'daki seyrüsefer düzenlemelerinin hayata geçirilmemesi, hellim konusunda Bureau Veritas Paris'in yetkilendirilmemesi ve yeni teknik komitenin kurulmamış olması, Hristodulidis'in verdiği taahhütlerin yerine getirilmediğini göstermektedir. En basit güven artırıcı önlemlerin dahi uygulanmadığı bir ortamda, kapsamlı çözüm önerilerinin inandırıcılığı sorgulanmaktadır.
Hristodulidis'in Taahhütleri Neden Yerine Getirilmiyor?
KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, süreci doğrudan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile paylaşarak, takvimli ve sonuç odaklı bir metodoloji geliştirmiştir. Bu durum, uluslararası platformda Kıbrıs meselesinin ciddiyetle ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Guterres’in Kıbrıs Özel Danışmanı Maria Holguin Cuellar’ın kaleme aldığı makalede, Güney Kıbrıs’taki seçim takvimine ve Avrupa Birliği dönem başkanlığına dikkat çekilmiştir. Temmuz ayında yaşanabilecek yeni hayal kırıklıklarının önlenmesi için hazırlık sürecinin iyi değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Rum tarafının tepkisi ise çözüm üretmekten ziyade, suçlama siyasetini devreye sokmak olmuştur. Hristodulidis, seçimlerin süreci engellemediğini savunurken, Rum müzakereci Menelaos Menelaou, Türk tarafını hedef alarak “Erhürman da Tatar’dan farksız” ifadesini kullanmıştır. Bu sözler, Türk tarafında lider kim olursa olsun, egemen eşitlik ve siyasi eşitlik talebinin değişmeyeceğini itiraf eden bir gerçeği yansıtmaktadır.
Rum Yönetiminin Çözüm İsteği Gerçek Mi?
Rum yönetimi, egemenliği paylaşma isteğini açıkça göstermemekte ve “federasyon” söylemi altında üniter devlet hedefini sürdürmektedir. Türk tarafını azınlık statüsüne itebilecek bir düzeni zorlamaktadır. Bu nedenle, her somut adım ya ertelenmekte ya da anlamsız gerekçelerle askıya alınmaktadır. Kapılar açılmıyor, komiteler kurulmuyor ve imzalar atılmıyor. Sonuç olarak, Türk tarafı “süreçleri yavaşlatmakla” itham edilmektedir. Bu durum, klasik bir algı operasyonu olarak değerlendirilmektedir.
Kıbrıs Türk halkı, yıllarca “çözüm isteyen taraf” olarak iyi niyetini göstermiş, referandumlarda iradesini ortaya koymuştur. Ancak karşılığında izolasyonların kalkmadığını, aksine daha da derinleştiğini görmüştür. Bugün gelinen noktada, statükoyu koruyan tarafın kim olduğu açıktır. Federasyon maskesi bir kez daha düşmüştür. Gerçekçi bir siyaset anlayışı, hayal tacirliği değil; sahadaki güç dengelerini, halkın iradesini ve bölgesel gerçekleri dikkate alan bir yaklaşım olmalıdır.
KKTC'nin Geleceği Nasıl Şekillenmelidir?
KKTC’nin geleceği, Türkiye’nin güçlü desteğiyle 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın ortaya koyduğu egemen eşitlik ve iki devlet temelinde şekillenmelidir. Masada sonsuz müzakere döngüsüne hapsolmak yerine, sahada kurumsallaşmayı güçlendirmek, ekonomik ve diplomatik açılımları artırmak daha rasyonel bir yol olarak öne çıkmaktadır. Elbette diyalog kapısı bütünüyle kapanmamalıdır. Ancak diyalog, samimiyet ve karşılıklılık gerektirir. Sürekli söz verip tutmayan, her adımı iç siyasi hesaplara göre erteleyen bir anlayışla sağlıklı bir müzakere zemini kurulamaz.
Holguin’in uyarısı, hazırlık yapılmadığı takdirde yeni bir hayal kırıklığının kaçınılmaz olacağına işaret etmektedir. Bu nedenle mesele artık kimin ne dediği değil, kimin ne yaptığıdır. Söylemler değil, icraatlar belirleyici olmalıdır. Rum Yönetimi Başkanı Hristodulidis, gerçekten çözüm istiyorsa, en basit güven artırıcı önlemleri hayata geçirmekten kaçınmamalıdır. Aksi takdirde, statükonun mimarı olarak tarihe geçecektir. Kıbrıs Türk halkı için tek gerçekçi yol, kendi devletine sahip çıkarak, egemen eşitlik zemininde kararlı bir şekilde yürümektir. Oyalama değil netlik, suçlama değil samimiyet zamanıdır. Bu zihniyet değişmediği sürece, aynı masada oturmak çözüm değil, sadece yeni bir zaman kaybı olacaktır.