Lübnan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), 2007 yılından bu yana çözülemeyen deniz yetki alanı anlaşmasını resmi olarak yürürlüğe koydu. Anlaşmanın imza töreni, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ile GKRY Cumhurbaşkanı Nikos Hristodoulides'in katılımıyla Baabda Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda gerçekleştirildi. Bu gelişme, iki ülke arasında uzun bir süre devam eden müzakerelerin ardından geldi ve bölgedeki enerji arama faaliyetlerinde yeni bir dönemin başlangıcını işaret ediyor.
18 Yıl Sonra Resmileşen Anlaşma
2007 yılında hazırlanan anlaşma, Lübnan'ın İsrail ile yaşadığı deniz sınırı sorunları ve iç siyasi krizler nedeniyle onaylanamamıştı. Ancak, 2022 yılında ABD arabuluculuğunda İsrail ile yapılan anlaşmanın ardından, sürecin hızlandığı belirtildi. Lübnan'da artan ekonomik kriz, açık deniz enerji aramalarının gelir sağlayacağı umudunu doğurdu. GKRY Cumhurbaşkanı Hristodoulides, imza töreninde anlaşmayı "stratejik bir başarı" olarak nitelendirerek, bu adımın bölgeye güçlü bir mesaj verdiğini ifade etti. Hristodoulides, Kıbrıs açıklarında keşfedilen yaklaşık 20 trilyon fit küplük gazın 2027 yılından itibaren Avrupa'ya taşınabileceğini de açıkladı.
Hidrokarbon Arama Faaliyetlerinin Genişlemesi
Anlaşma, GKRY'nin Lübnan sularına komşu alanlarda hidrokarbon arama faaliyetlerini genişletmesine olanak tanırken, Lübnan Cumhurbaşkanı Aoun da bölge ülkelerine iş birliği çağrısında bulundu. Taraflar ayrıca iki ülke arasında elektrik bağlantısı kurulması için Dünya Bankası ile fizibilite çalışması yapılması konusunda da mutabakata vardı. Bu durum, bölgesel iş birliğinin artırılmasına yönelik önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Türkiye ve KKTC Açısından Değerlendirmeler
Lübnan ile GKRY arasındaki deniz yetki alanı anlaşması, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) açısından yeni tartışmaları da beraberinde getirdi. Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, bu anlaşmanın Türkiye'yi etkilemeyeceğini ve KKTC'nin temsil edilmediği bu durumda uluslararası hukukun eksikliklerine dikkat çekti. Gürdeniz, Türkiye'nin KKTC ve Libya ile yaptığı deniz yetki alanı anlaşmalarının yürürlükte olduğunu belirterek, bu durumun yeni bir fiili durum veya hak kaybı yaratmayacağını ifade etti.
Gürdeniz, "GKRY'nin Kıbrıs Türklerini temsil yetkisi bulunmadığı için bu anlaşmanın uluslararası hukukta güçlü bir dayanak oluşturmadığını" vurguladı. Ayrıca, Türkiye'nin Mavi Vatan doktrininin bu anlaşmadan etkilenmeyeceğini belirterek, "GKRY'nin, tüm adayı temsilen böyle bir anlaşmayı imzalaması hukuken geçerli değildir" dedi. Bu çerçevede, anlaşmanın Türkiye’nin deniz yetki alanlarındaki haklarını etkilemeyeceği ve uluslararası mahkemelerde Türkiye'nin hukuki varlığının daha güçlü olduğu ifade edildi.
Kıbrıs sorununa dair mevcut gelişmeler ve deniz yetki alanı anlaşmaları, Doğu Akdeniz'deki enerji jeopolitiği açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Bu bağlamda, bölgedeki gelişmelerin izlenmesi ve uluslararası ilişkilerin etkilerinin dikkatle değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.