Yemen’deki iç savaşın derinleşmesi, Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki gerilimi tırmandırdı. Suudi Arabistan’ın, BAE'ye Yemen'deki askeri varlığını çekmesi için verdiği ültimatom, iki ülke arasındaki ilişkileri daha da karmaşık hale getirdi. BAE destekli Güney Geçiş Konseyi'nin bağımsızlık referandumu düzenleme planları, bölgedeki gerilimi artırırken, Riyad ile Abu Dabi arasında diplomatik temasların sağlanması ve barış müzakerelerinin başlaması için çabalar sürüyor. Araştırmacı yazar Zeynep Karataş, bu krizin bölgesel yansımalarını ve Türkiye’nin bu süreçteki rolünü analiz etti.
Yemen'deki Kriz ve Suudi Arabistan – BAE İlişkileri
Yemen, İran destekli Husiler ile ABD ve İsrail destekli koalisyon güçleri arasında süregelen bir çatışma ortamına dönüşmüş durumda. 2014'te Husilerin başkent Sana'yı ele geçirmesinin ardından Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu, Mart 2015’te müdahale ederek iç savaşı derinleştirdi. BAE destekli Güney Geçiş Konseyi, 2017'de kurulduktan sonra, Yemen'in kuzeyden ayrılması ve 1990’daki birleşme öncesi statüsüne dönme talebiyle hükümet güçlerine karşı askeri operasyonlar başlattı. Suudi Arabistan, BAE'nin Yemen'deki askeri varlığını 24 saat içinde çekmesini istemekle kalmayıp, bölgedeki askeri hareketlilikten duyduğu rahatsızlığı da dile getirdi.
BAE ile Suudi Arabistan Arasındaki Anlaşmazlıklar
Zeynep Karataş, Suudi Arabistan ve BAE arasındaki kriz hakkında, iki ülkenin sahada geçici uzlaşmalar üretebileceğini ancak uzun vadeli bir ortak dış politika yürütmelerinin mümkün olmadığını belirtti. Karataş, “Bu mesele, iki ülkenin diplomatik ilişkileri değil, Yemen’e dair iki farklı siyasal tahayyülün çatışmasıdır,” ifadelerini kullandı. Suudi Arabistan, Yemen’i kendi güvenlik kuşağının bir uzantısı olarak görürken, BAE'nin amacı, deniz jeopolitiği ve ticaret hatları üzerinden etki alanı oluşturmak olarak öne çıkıyor. Bu farklı yaklaşımlar, iki ülkenin ilişkilerinde sürekli bir gerilim kaynağı oluşturuyor.
Fucayra Hattı ve Enerji Jeopolitiği
Karataş, Riyad’ın BAE’yi silah sevk etmekle suçladığı Fucayra Hattı’nın önemine dikkat çekti. Fucayra, BAE'nin petrolünü Hürmüz Boğazı’nı bypass ederek Umman Denizi'ne aktarmasını sağlayan stratejik bir nokta. Bu durum, BAE'nin bölgesel krizlere karşı enerji akışını sürdürebilme kapasitesini artırarak, Yemen’de daha agresif bir politika izleme fırsatı sunuyor. Ancak BAE, bu güvenlik konforunu kalıcı kurumlar oluşturmak yerine yerel silahlı aktörler aracılığıyla parçalı bir denetim kurmak için kullanıyor.
Kriz ve Türkiye'nin Rolü
Zeynep Karataş, Yemen’deki krizin Türkiye üzerindeki etkilerinin çok katmanlı olduğunu ifade etti. Kızıldeniz ve Bab’ül Mendeb hattındaki gerilimlerin, Türkiye'nin ticaretine olumsuz yansıyacağını belirten Karataş, Yemen’deki istikrarsızlığın Afrika Boynuzu'na sıçraması durumunda Türkiye’nin Somali ve Sudan gibi bölgelerdeki açılımının direkt etkileneceğini vurguladı. Türkiye’nin Yemen’deki gelişmelere dair yaklaşımının, Kızıldeniz’in yönetilebilirliği ile sınırlı olduğunu belirtti.
Türkiye’nin Olası Arabuluculuk Rolü
Türkiye’nin BAE ile Suudi Arabistan arasında arabulucu rolü üstlenmesinin teorik olarak mümkün olduğunu, ancak pratikte sınırlı kalacağını söyleyen Karataş, Yemen dosyasının uzun süredir BM çerçevesinde ve Körfez dengeleri ekseninde yürütüldüğüne dikkat çekti. Türkiye’nin, insani yardımlar ve deniz ticareti güvenliği konularında kolaylaştırıcı bir rol oynayabileceğini belirtti.
BAE'nin Kıbrıs ve Akdeniz'deki Adımları
BAE’nin son dönemde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği işbirliklerinin, Türkiye için bir alarm zili olduğu ifade edildi. Ancak bu durumun, Türkiye’yi otomatik olarak Yemen'de anti-BAE bloklaşmasına itmediğini vurgulayan Karataş, Türkiye’nin dosya bazlı bir dengeleme politikası yürüttüğünü ve iki tarafla da diplomatik teması sürdürdüğünü belirtti. Doğu Akdeniz'de sert bir duruş sergileyen Ankara'nın, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’nda daha esnek ve kapsayıcı bir politika izlediği ifade edildi.
Yemen’deki kriz, sadece bölgedeki aktörlerin değil, dünya genelindeki güç dengelerinin de yeniden şekillenmesine yol açacak önemli bir gelişim sürecini başlatmış durumda. Bu nedenle, Yemen’deki olayların, daha geniş bir coğrafyada etkilerini hissettireceği düşünülmektedir.